Avrupa'nın İlaç Tedarik Zinciri Çıkmazı: Çin Bağımlılığı ve Yükselen Enflasyon Fırtınası

Avrupa'nın maliyet odaklı optimize edilmiş tedarik zincirleri, artan jeopolitik riskler ve arz güvenliği endişeleri karşısında dayanıklılık bedelini ödemek zorunda kalıyor. Sandoz CEO'su Richard Saynor, iş dünyası ve siyasi liderlerin kıta genelindeki kritik tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunun farkında olduğunu, ancak bu farkındalığı eyleme dönüştürme konusundaki zorlukların sürdüğünü belirtiyor. Avrupa'da kullanılan ilaçların yaklaşık %70'ini oluşturan jenerik ve biyobenzer ilaçların toplam ilaç faturasının sadece %10-20'sini oluşturması, piyasanın ne kadar riskli bir denge üzerine kurulu olduğunun kanıtı niteliğinde.
Asya'ya Bağımlılığın Ağır Bedeli
Kıtada, özellikle biyolojik olmayan karmaşık ilaçların üretiminin çok azı yapılıyor ve neredeyse tüm ana hammaddeler Çin veya Hindistan'dan ithal ediliyor. Avrupa'da yerel üretimin neredeyse hiç yapılmamasının temel sebebi, ödeme yapanların marj pricing'i (fiyatlandırma marjı) en dip seviyeye çekmesi.Sınırlar Ötesinde Lojistik Darboğazları
COVID-19 pandemisi tedarik egemenliğini en üst öncelik haline getirdi ve zayıflıkları ortaya çıkardı. Paradoksal olarak, Hindistan'dan Avrupa'ya ürün getirmekten daha fazla sorun, İtalya'dan Avusturya'ya ürün taşımada yaşanıyor. Bunun nedeni, her hükümetin Avrupa tedarik çerçevesinin çıkarları doğrultusunda kolektif hareket etmek yerine, kendi Patentlerini ve uluslararası çıkarlarını koruma görüntüsüne odaklanması.Kriz anlarında çözüm yollarının bulunduğu kanıtlandı. Pandemi sırasında, kısa bir süre COVID-19 tedavisi olarak düşünülen hidroksiklorokin üretildi ve regülatörlerin olağan gerekliliklerinin çoğunu feragat etmesi sayesinde, 50-100 milyon paket çok kısa bir sürede 35-40 pazara ulaştırıldı.
Yerelleştirme Hayali ve Ekonomik Gerçekler
Avrupa'nın tüm tedarik zincirlerini yeniden yerelleştirmesi (reshoring) harika bir aspirasyon olsa da, ekonomik gerçekler göz önüne alındığında tamamen gerçekçi değil. İnsanlar, bunu ödüllendiren bir ekonomik ortam varsa Avrupa'da altyapı inşa edecek ve hammadde üretecektir. Yönetim kurulları, mantıklı bir getiri göstermeden bu tür sermaye dağıtımına onay vermeyecektir.Piyasalar önümüzdeki altı ay ila bir yıl içinde enflasyonist şokla yüzleşmek üzere. Malzeme, yakıt ve faiz oranlarındaki artışlar, iş yapma maliyetlerinin yükseldiği anlamına geliyor. Gerçek şu ki, bu maliyetler müşterilere yansıtılacak ve bu da tüm ilaçların daha pahalı hale geleceği anlamına geliyor.
Yaklaşan Enflasyonist Şok
Avrupa harika yasalar çıkarıyor, ancak her zaman tüm sonuçları göz önünde bulundurmuyor. Kritik ilaçların arz güvenliğinin garanti edilemediği bir dünyaya girme riskiyle karşı karşıyayız, çünkü uzun vadeli sermaye yatırımları için ekonomik teşvikler yok.Küresel tedarik zinciri stratejistleri olarak bu durumu "stratejik açmaz" olarak nitelendiriyoruz. Avrupa'nın Çin ve Hindistan'a olan API (aktif farmasötik bileşen) bağımlılığı, sadece bir ticaret dengesizliği değil, aynı zamanda deniz yolu taşımacılığındaki jeopolitik risklerin doğrudan sağlık sistemine yansımasıdır. Navlun piyasalarındaki dalgalanmalar ve Süveyş/Panama gibi kritik noktalardaki tıkanıklıklar, bu kadar "Just-in-Time" (zamanında) odaklı bir sektöre ciddi maliyet yansımaları getirecektir. Şirketler artık "maliyet" yerine "esneklik" ve "güvenlik" odaklı rotasyonlara geçmek zorunda, bu da navlun taleplerini ve stoklama maliyetlerini orta vadede yukarı çekecektir.